Edebiyat, hayatı taklit etmez, hayatın önünde gider, ona istediği biçimi verir.
- Oscar Wilde

Ne Eksik, Ne Fazlaydı?

Ne Eksik, Ne Fazlaydı?

Ne Eksik, Ne Fazlaydı?


 Aklımı kurcalayan soruların sabahından kaleme alıyorum bu mektubu.  Uykusuzluğun vermiş olduğu sersemlik haliyle, sızlayan kan çanağı gözlerimle puslu bir sabah anındayım.  Penceremden giren henüz gün ışığı değil, sisli bir karaltı sanki.  Kocaman bir kasvetin ortasında debelenirken, beni terk eden uykularımı antidepresanlar da bulamıyorum.  Kalemi kavrayan parmaklarım bana ihanet edercesine titremekte, bilincimin açık ve uyanık olduğuna yemin dahi edebilirim. 

Ama şu yanaklarımdan intihar eden yaşlara sözüm yok, onları durduracak sağlıkta ve sıhhatte değilim.  Karabasanlar peşimde ilerlerken, yaşamın altın anahtarını çoktan toprağa gömdüm.  Toprak! Şu canlı ve fani dünyamızın nihai sahibi, besleyeni ve doyuranı! Nice canı yeşertip, nice ruhu bağrına basıp koynunda saklamış.  Hatırlamakta zorlandığım bir ninni, çıkartamadığım bir ezgi gibi beni çağıran fısıltıları işitiyorum.  Aklımın çeperleri kalkan görevini görmeden tarumar edilirken, zihnimin alaca karanlık kuyusunda bekliyorum. 

Özgürlük denen kuşu göğe, ufkun sarısına uçurttum.  Bi’çare kalışım bundan mütevellit, muhtemelen yarım dimağımla bitik bir müsveddeyi aratmıyorum.  Çok kullandığım kelimelerden nefret ediyorum, ama sadece kelimelerin gücü beni ayakta tutuyor.  Yazmasam delireceğim, bunu bir tel gibi gerilen düşüncelerimden anlayabiliyorum.  Yaşam ellerimin arasında solup gitmiş, tüm enerjisini yok etmiş bir unsur.  Kangren olan uzva akmayan kan, güzde yaprak döken kurumuş bir ağaç kökü. 

Ne eksikti, ne fazlaydı yaşantımda. Akli dengemi kaybetmeye bu denli yaklaşmışken, bu son çırpınışlara iten soru bu? Her şey iyi olacak, evrene pozitif enerjini yolla yalanlarından çıkıp geleli çok oldu.  İnsan kelamı sayılı nefeslerini kovalayan bir kişiyi teselli edemeyecek kadar boş ve lakayt. Evet, bu kelimeye çok müteşekkir hissediyorum kendimi.  Bana göre uzun, çoğuna göre kısa gelecek olan dünya serüvenimde hayat çoğunlukla lakayt davranmıştı.  Pekala bütün mesuliyeti ona yükleyip vicdanımı temize çıkartabilirdim. Derinlere inildiğinde veyahut dürüst olmaya yeltendiğimde lakayt davrananın ruhum olduğu sonucuna vardım defalarca, defalarca. 

Özümseyemeyen, konulduğu kabın şeklini alamayan bendim.  Yarı bilinçli, yarı yarıya öz  verişsiz bir halde döndüm durdum dünya aleminde.  Gittim, kaldım, yarım bırakıp yarımda kaldım.  Bir avuç denizdim, maviye sığamadım.  Bir damlaydım, akmadan kuruyup kaldım. Sıcacıktım, soğuğun çıplak kollarında ferimi kaybettim.  Küçük bir candan ibarettim, yaşamının katline kurban gittim…

 

 

-Semra Şenol

 

..